Duygusal Zeka (EQ)

Duygusal Zeka (EQ)

‘‘Yaşamda Başarı ve Mutluluğun Anahtarı’’

Geçmiş zamanlarda derslerinde çalışkan olan çocuklar, anne-babalarını üzmeden bir köşede sakin sakin oynadıklarında o çocukların uslu davranışlarının bir zeka göstergesi olduğu sanılırdı. Son yıllarda yapılan araştırmalar ise zekanın sadece davranış kriterleriyle ölçülmediğine yönelik bilgileri bilim dünyasına kazandırmıştır. Böylece zekanın davranışlarla, sınav başarısıyla ya da okul derslerinden alınan notlarla belirlenemediği görülünce, insanoğlunun birden fazla zeka türüne sahip olduğuna dair çalışmalar başlanmıştır. Bunun sonucunda zeka kavramı 1990lı yılların başından itibaren Çoklu Zeka Kuramının bakış açısıyla incelenen bir beceri-yetenek örüntüsü olarak ele alınmıştır.

1990lı yıllarda Çoklu Zeka Kuramı bizlere, bir kişinin zekasının sadece matematik çözmekle ilgisi olmadığını, sanat, spor, felsefe, görsel tasarım, dil öğrenme ve dili doğru kullanma ile sosyal ilişkilerde de başarılı olan kişilerin farklı zeka türlerinde üstün olabildiklerini göstermiştir. Bu durumda doğuştan gelen ya da sonradan oluşan bireyin beyin yapısının bozulmasına neden olan nörolojik ya da nöro-psikiyatrik bir rahatsızlığı olmadığı sürece her bireyin kendine özgü zeka alanında yüksek performans gösterebileceği gerçeği ortaya çıkmıştır.

Farklı zeka türlerinin ortaya çıkmasında duyguların rolünün de büyük olduğu fark edildikten sonra, zekanın duygularla arasındaki ilişki araştırılmış ve 1995 yılından sonra duygusal zeka kavramının üstünde önemle durulmaya başlanmıştır.

Duygusal Zeka (EQ) ile Bilişsel Zeka (IQ) Arasındaki Fark Nedir?

Bilişsel zeka dediğimiz IQ kavramı, bireyin hayatta kalması, bulunduğu ortama uyum sağlayabilmesi ve öğrendiklerini bilgi birikimi olarak kullanabilmesi için ne yapması gerektiğini öğrenmede yardımcı olurken, duygusal zeka ise bu öğrenilenlerin yaşamda kişiyi başarı ve mutluluğa nasıl ulaştıracağı konusunda büyük rol oynamaktadır.

Yani IQ olarak da tanımlanan bilişsel zeka yetisi öğrenme, öğrenilenleri kullanabilme, çözüm bulma ve yeni durumlara uyum sağlayabilme gibi birçok yeteneği içeren zihinsel bir kavramken, duygusal zekâ (EQ) ise kişinin kendisinin ve başkalarının duygularını anlayabilme, tanımlayabilme, değerlendirebilme, yorumlayabilme ve yönetebilme becerisidir.

Bilişsel zekamızı (IQ) ölçebilmek için araştırılmış ve kabul edilmiş bir takım ölçüm metotları olsa da duygusal zekâmız (EQ) için ispatlanmış ve onaylanmış bir ölçüm metodu yoktur. Ancak bireylerin kendi duygularını anlama, anlamlandırma, öz duygularını yönetebilme, başkalarıyla empati kurabilme, diğerlerinin duygularını anlayabilme ve tüm bunların sonucunda sağlıklı ilişkiler kurup sürdürebilme becerilerinin onların duygusal zekasını kullanabilme düzeyini gösterdiği bilinmektedir.

Beynin İşleyişi ve Zekâ Arasındaki İlişki Nasıldır?

İnsanoğlu beynin içinde tüm zeka türlerini barındırır. Ancak her insanın baskın olan zeka türü diğerinden farklı olabilir. Bu nedenle hiç kimse duygusal zeka (EQ) ve bilişsel zeka (IQ) olarak farklı beyin tiplerine sahip değildir. Aksine beynin farklı bölgelerinin bilişsel ve duygusal zekânın işlevselliği için birbiriyle koordinasyon içinde ve düzenli çalışması gerekir. Duyguların idaresi söz konusu olduğunda beynin daha alt bölgelerinde yer alan limbik sistem içindeki amigdala ön plana geçmektedir. Fakat amigdalanın duyguları idaresi, kontrolü, dışa vurumuyla ilgili bütün bu görevleri yapabilmesi için beynin ön bölgesinde yer alan yönetme, organize etme, karar verme mekanizmalarıyla ilişkili kısımla da uyumlu bir iş birliği içinde olması gerekir. Çünkü beyin bölgeleri bu iş birliğini yapmazsa duyguları kontrol etmeden bireyin dürtüsel biçimde harekete geçmesine neden olur ki bu da bireyin yaşamında ve ilişkilerinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

Duygusal Zekâ Nasıl Gelişir?

Bilişsel zekâ yapısında olduğu gibi duygusal zekânın da kişinin doğuştan getirdiği kişilik yapısı, genetik özelliklerle biçimlenmiş bir parçası vardır. Fakat duygusal zekânın daha sonraki gelişimi başka etkenlerin sonucunda oluşur. Bu etkenlerin en önemlisi ailedir. Ailenin yani ebeveynlerin kendi duygularını ne kadar tanıyabildiği, ne kadar kontrol edebildikleri, ne kadar dışarıya sağlıklı bir şekilde yansıttıkları ve ne kadar çok duygu dili kullandıklarıyla alakalı olarak çocuğun da duygusal zeka yetileri gelişmeye başlar. Eğer aile içerisinde ebeveynler duygularını birbirlerine anlatamıyorlarsa, kendi duygularını doğru tanımlayamıyorlarsa, duygularını sağlıklı bir şekilde dışa vuramıyorlarsa onları model alan çocukları da aynı şeyleri yapar.

Ebeveynlerin çocuğa model olması dışında çocuğun duygularını anlamasına ve onları dışa vurmasına ne kadar izin verdiği de duygusal zekânın gelişiminde önemlidir. Çocuğun duygularını anlatmasında ona destek olunmuyorsa, çocuk duygularını ifade etmeye çalıştığı zaman susturuluyorsa ya da çocuğun duygularını tanımlaması için ona bilgi verilmiyorsa çocuk hem kendi hem de başkalarının duygularını anlamakta ve kontrol etmekte zorluk çeker. Bu da onun ilişkilerini olumsuz etkiler. Çocuğun duygularını anlama ve anlatma konusunda desteklenmesi gereken yer de okuldur. Çünkü okul bir çocuğun hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Okulda duygularını anlama, duygularını uygun bir şekilde dile getirme konusunda desteklenen çocukların daha mutlu ve başarılı olduğu da görülmektedir.

Duygusal Zekamızın Yansıması : Duygularımız

İnsanın kendi duygularını anlaması zaman zaman zor olabilir. Çünkü aynı anda birden fazla duyguyu içimizde hissetmemiz mümkündür. Üzgünken aynı zamanda öfke de duyabiliriz, endişeliyken korkuyu da hissedebiliriz. Duygusal zekâ için önemli olan kişinin kendi içinde hangi duygunun daha baskın olduğunu anlaması ve o baskın olan duyguya da doğru ismi koymasıdır. Bazen hissettiğimiz şeyin tam olarak ne olduğunu bilemeyiz, duygumuza doğru isim bulamayabiliriz. Duygumuzun adını tam ve doğru olarak belirledikten sonra bu duygunun nereden kaynaklandığını yani nedenini bulabilmek, daha sonra da duygumuzu dışarı yansıttığımızda neler olabileceğini tahmin edebilmek, anlayabilmek gerekir. Tüm bunlardan sonra hissettiğimiz duyguyu nasıl dışa vuracağımızı belirlemek bizim elimizdedir.

Duygusal Zekamızın Davranışlara Etkisi

Duygular davranışlarımızı etkiler. Kendi duygularımız ve davranışlarımız da karşımızdaki kişinin duygu ve davranışlarını etkiler.

Bu durumu sizlerin gözünde daha iyi canlandırabilmek için şöyle bir örnek verebiliriz:

Farz edin ki kötü bir gece geçirdiniz, uykusuz kaldınız ve sabah olduğunda çocuğunuzu erkenden kaldırıp okula hazırlamanız gerekiyor. Zorla da olsa kalktınız kahvaltıyı hazırladınız, okul servisinin gelmesine az bir vakit var ama çocuğunuz onu çağırmanıza rağmen bir türlü kahvaltıya gelmiyor. Neden kahvaltıya gelmiyorsun diye ona bağırmaya başladınız, söylendiniz, kızdınız ve sonuç olarak bir şekilde servise bindirip okula yolladınız. Birden fark ettiniz ki kapının önünde çocuğunuzun okula götürmesi gereken eşyaların bir kısmı duruyor. Bu durumda yaşadıklarınızı “Çocuğum beni kızdırıyor çünkü yapması gereken şeyi zamanında yapmıyor, sorumluluklarını almıyor.” gibi yorumlayabilirsiniz.

Bir de olayı farklı bir açıdan değerlendirip kendi davranışlarınızın nedenlerini, kendi duygunuzu ve duygunuzu gerçekten tetikleyen faktörleri araştırarak yaklaşabilirsiniz.

Bu senaryoyu şu şekilde yeniden gözden geçirelim:

Sabah yorgun uyandınız, üstünüze düşen görevleri yapmaya çalışıyorsunuz.

Peki o anlarda ne hissettiğinizin farkında mısınız?

Belki birkaç duyguyu birden hissediyorsunuzdur. Kızgınlık, üzüntü, endişe, telaş…

Peki bunun nedenlerinin farkında mısınız? Kızdığınız şey nedir?

Yaptığınız şeyin değerini bilmiyor diye mi çocuğunuza kızgınsınız yoksa sabah yorgun bir şekilde kalktığınıza mı kızdınız ya da bütün kızgınlığınız bu süreçte size yardım etmeyen eşinize mi?

Peki sonra kızınca ne oldu? Kızmak dışında başka bir davranış bulabilir miydiniz? Duygunuzu başka bir şekilde dile getirebilir miydiniz? Siz kızdığınız zaman çocuğunuzun duygularına hiç dikkat ettiniz mi? O sırada o ne hissediyordu? Sizin kızgınlığınızdan dolayı korku, kaygı, üzüntü hissetmiş olabilir mi? Bütün bunları değerlendirdiniz mi?

İşte duygusal zekâ yetisi tüm bunların hepsini sağlıklı ve dengeli bir şekilde yapabilmeyi kapsamaktadır.

Karşınızdaki Kişinin Duygularını Nasıl Anlayabiliriz?

Karşınızdaki kişinin duygularını anlayabilmek için karşınızdaki kişiyi bütün haliyle görmeniz, bütün haliyle dinlemeniz ve bütün haliyle anlamanız gerekir. Yani duymaktan çok dinlemeyi bilmek, bakmak yerine görmeyi öğrenmek, beden dilini, jest ve mimikleri okuyabilmek çok önemlidir. Ayrıca karşınızdaki kişinin ses tonu, sesindeki tını, jest ve mimikleri de onun duygularını anlamanıza yardımcı olur. Dolayısıyla karşınızdaki kişinin duygusunu anlamak kendi duygularınızı, ilişki ve iletişim sınırlarınızı ayarlamanıza da yardımcı olmaktadır.

Duygusal Zekânın Yaşamınıza Etkileri Nelerdir?

Günlük hayatta hepimiz insanlarla iletişim halinde olmak durumundayız. Bu yüzden duygusal zekamızın içerdiği beceriler sosyal ortamlarda, alışverişte, iş yerinde, evde kendi ailemizle, eşimizle, arkadaşlarımızla kurduğumuz iletişimin kalitesini yansıtmaktadır. Yani duygusal zeka kendi duygularımızla sağlam bağlar oluşturmamızı sağlar. Bu sayede çok daha dengeli ve huzurlu bir yaşam süreriz.

EQ yani duygusal zekamız iş yaşamındaki başarının da temelini oluşturmaktadır. Çünkü çalışma hayatındaki başarı da çalışma arkadaşlarıyla sağlıklı bir iletişim kurmak isteyen kişilerin sağlıklı ilişki yönetimi yapabilmesiyle olur.

Duygularını kontrol edemeyen bireyler ise sadece iş yaşamında değil sosyal hayatta da arkadaş ve romantik ilişkilerinde zorluk yaşayabilirler. Yapılan bir araştırma sonucunda sosyal zekası yüksek olan kişilerin terfi etme şanslarının diğerlerine göre çok daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır.

Duygusal zeka evlilik ve aile ilişkilerinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Birbirlerinin duygularını, ihtiyaçlarını anlayıp empati kurabilen bireyler aynı zamanda uzun süreli ve mutlu ilişkiler yaşayabilirler. İlişkilerde çiftleri birbirlerine bağlayan yakınlık zamanla artıp azalabilir. Duygusal zekası yüksek olan çiftlerse anlaşmazlıkların üstesinden daha rahat bir şekilde gelebilirler, birbirilerini daha kolay anlayabilirler ve kendi duygularını kolayca düzenleyebilirler. Çiftler duygusal zeka performanslarını ne kadar yüksek düzeyde kullanabilirlerse evlilik memnuniyetleri de o kadar yüksek olmaktadır. Çift ve aile terapisi için online psikolog ve yüz yüze psikologları tercih edebilirsiniz.

Bu nedenle her insanın beyninin içinde var olan duygusal zekasını mutlu ve sağlıklı ilişkiler sürdürebilmesi için en yüksek performansta kullanabilmesine yardımcı olan yöntemlerden biri de psikoterapidir. Çünkü psikoterapinin asıl amacı insanların duygularını daha iyi bir şekilde anlamasına, tanımlamasına ve sağlıklı duygu yönetimi yapabilmesine yardımcı olmaktır.

Psikoterapi desteği ile duygusal zekanızı yükselterek daha mutlu, başarılı ve doyumlu bir hayat geçirebilmeniz için Mutlu Yaşam Ailesi olarak sizlerin yanınızdayız.

Bir önceki yazımız için https://www.mutluyasam.com.tr/wisc-4-wecshler-cocuklar-icin-zeka-olcegi/ linkine tıklayabilirsiniz.