Ergenlikte Aile İçi İletişim

Ergenlikte Aile İçi İletişim

Ebeveyn ve ergen arasındaki iletişim problemleri tek bir konu başlığı gibi gözükse de aslında böyle derin bir konunun içinde 3 tane daha başlık bulunmaktadır. Bu 3 alt başlığı açıklayıp ebeveyn ve ergen tarafından doğru şekilde anlaşıldığına emin olmadan ergenlikte aile içi iletişim problemlerinin nedenlerini tespit etmek ve gidermek mümkün olmamaktadır.

Bu nedenle bu yazımızda önce

  1. Ebeveynlik Nedir?
  2. Ergenlik Nedir?
  3. Ebeveyn ve Ergen Arasındaki İletişim Dili Nedir?

alt başlıklarına değinilecektir.

Ebeveynlik Nedir?

Her bir yetişkinin anne-baba olmaya karar verdiği günden itibaren aktif olarak devreye girmiş olan ve yaşam boyunca devam eden sorumluluklarla dolu bir sosyal rolü benimsemeleridir.

Ebeveynlik çocuk sahibi olmaya karar vermekle başlar ve aktif ebeveynlik rolleri henüz bebek doğmadan devreye girer. Önce devreye giren ebeveynlik rolleri çocuğun en temel ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Yani çocuğun dünyaya gelebilmesi ve dünyaya geldikten sonra da yaşayabilmesi için ergenlikte aile içi iletişim içinde ebeveynin çocuğa sunduğu nefes alma, karnını doyurma, altı kirlendiğinde temizleme, uyuma ihtiyacını karşılama gibi ihtiyaçlar ebeveynlerin ilk başta çocuğun hayatında karşılaması gereken ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçların karşılanmasından hemen sonra ebeveynlerin karşılaması gereken bir ikinci ihtiyaç basamağı doğar.

İhtiyaç basamağı da güvenliktir. Çocuğun bedenen ve ruhen güvenli bir ortamda olduğunu hissetmesine ihtiyacı vardır. Bu ilk 2 ihtiyaç basamağı ebeveyn-çocuk ilişkisinin temelini oluşturduğu için bu 2 basamağı sağlıklı şekilde inşa edebilmiş ebeveynler çocuğun yaşı büyüdükçe artan ihtiyaçlar listesini daha kolay karşılayabilmektedirler. Ancak kolay gibi gözükse de bu en temel 2 ihtiyaç basamağında herhangi bir problem oluştuğunda çocuğun büyüdükçe sosyal çevresinden sevgi-saygı görmesinde, aidiyet hissiyatı geliştirmesinde, özgüvenli olmasında ve hayatta isteklerini gerçekleştirmek için yaratıcılığını ortaya koymasında da büyük problemlerle karşılaşılmaktadır. Tüm bu büyük problemler ise kendini ergenlik döneminde ebeveyn-ergen arasında yaşanan iletişim problemleri ile göstermeye başlamaktadır.

Ergenlik Nedir?

Ergenlik (Adölesan Dönemi): Ergenlik dönemi ise hem zihinsel hem de fiziksel olarak çocukluk döneminin sona erdiğini gösteren çocukluk ve yetişkinlik arasında köprü olmuş bir geçiş dönemidir. Bu nedenle ergenlik (adölesan) dönemi uzun süren bir dönemdir. Ortalama olarak 11 yaşında başlayan ergenlik dönemi 21 yaşına kadar devam edebilmektedir.

Ergenlik döneminde ergen yaşamda karşılanması gereken diğer ihtiyaçlara yönelmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanma kaynağı ise öncelikle ailedir. Ancak ebeveynlerin üstlendiği roller, hayatın getirdiği koşuşturmalar ya da kendi duygusal problemleri nedeniyle çocuğun hangi ihtiyaç basamağı içerisinde olduğunu yok sayarak çocuk hakkında ebeveyn tarafından yapılan yanlış yorumlamalar ebeveyn ve ergen arasındaki sağlıklı iletişim dilini bozarak iletişim problemlerini ortaya çıkarmaktadır.

Bu iletişim problemlerine değinmeden önce “Ergenlikte Aile İçi İletişim” konusuna değinmek durumu anlamada daha doğru bir yol olacaktır.

Ebeveyn ve Ergen Arasındaki İletişim Nedir?:

Ebeveynin ergenin hangi ihtiyaç basamağında olduğunu fark ederek onun ihtiyacını karşılamaya yönelik tutum ve davranışları ile çocuğa güven verdiği, dinleme-anlama-anlatabilme döngüsü üzerinden karşılıklı olarak birbirleriyle diyalog kurabildiği ve birbirlerine beden dillerini doğru kullanabildikleri bir etkileşim sürecidir.

Ebeveyn ve ergen arasındaki etkileşim süreci çok önemlidir. Çünkü daha çok fen bilimleri içerisinde duyduğumuz etki-tepki kanunun en belirgin örneklerini insan bilimi içerisinde görürüz. Yani ebeveyn ergenden etkilenip tepki verdiğinde ergen de ebeveynin tepkisinden etkilenerek etkiye karşılık ebeveynine tepki vermektedir.

Ebeveyn, ergene göre hem bilişsel açıdan hem de ilişkilerde tecrübe açısından daha olgun olduğu için ergenle iletişim kurmada öncelikli olarak ebeveyn yetkin olmalıdır. Onun yetkinliği ile kurduğu iletişim ergenin de kendisiyle ilgili farkındalıklar geliştirmesini sağlayarak o farkındalıklar doğrultusunda ebeveynine kendini ve ihtiyaçlarını doğru bir dille anlatabilmeye başlamaktadır. Böylece sağlıklı bir ebeveyn-ergen iletişimi ortaya çıkmaktadır.

Eğer ebeveyn kendisini ergenle sağlıklı iletişim kurma konusunda yetkin hissetmezse mutlaka çocukla beraber ergen psikoloğu desteği alması gerekmektedir. Çünkü ebeveyn-ergen arasındaki iletişim sıkıntılarının dil yarası gibi karşılıklı olarak duyguları en çok inciten problemlerden biri olmasına rağmen psikolojik destek alınarak da en kolay üstesinden gelinen problemlerden biridir.

EBEVEYNLER ERGENİN HANGİ İHTİYAÇ BASAMAĞINDA OLDUĞUNU NASIL ANLARLAR?

Psikoloji bilimine kendini adamış olan bilim insanları insan davranışını incelerken insanı yaşam evrelerine göre (yaş gelişimlerine göre) daha iyi anlayabilmek için bazı teorileri öne sürmüşlerdir. Binlerce teori arasından bilimsel olarak geçerliliğini ispat etmiş olan tarihin bilim insanlarından biri de Amerikalı akademisyen ve psikolog Abraham Maslow’dur. Maslow psikoloji bilimine “İnsan hayatta kalmak için nelere ihtiyaç duyar?” sorusunun cevabını bulan bir ihtiyaç hiyerarşisi ortaya koymuştur. Bu hiyerarşi ile insan yaşamındaki davranışlarını anlamaya öyle büyük bir ışık tutmuştur ki bu ışık ebeveyn-ergen iletişiminde ortaya çıkan problemlerin çözümüne kadar ulaşmıştır. Bu nedenle aşağıda yer verdiğimiz piramit Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini göstermektedir.

Buyrun Maslow’un ihtiyaçlar piramidine beraber bakalım.

MASLOW’UN İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ

Maslow’un bu hiyerarşisine  göre insanoğlu en alt seviyeden en üst seviyeye doğru ihtiyaçlarını karşılayabildikçe sağlıklı bir şekilde hayatta kalabilmektedir. Bu ihtiyaç basamaklarından herhangi biri karşılanmadığında ise duygusal açlık oluşarak öncelikle ergenlik döneminde daha baskın bir şekilde ortaya çıkan davranışsal ve ilişkisel iletişim problemleri oluşmaktadır.

Ebeveyn-Ergen Arasındaki İletişim Problemleri Nasıl Ortaya Çıkar?

  1. Ebeveyn yaşam koşullarının getirdiği koşuşturmalar nedeniyle çocuğuna iyi bakmanın Maslow’un hiyerarşisindeki gibi sadece çocuğun 1. basamak ihtiyaçlarını (hayatta kalmasını sağlama, karnını doyurma, diğer fizyolojik ihtiyaçlarını karşımla vb.) en iyi şekilde karşılamak olduğunu düşünürse çocuk ebeveynlerinden diğer sosyal ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu durumda ergen de iletişim diliyle ebeveynlerine karşı tıpkı karnı çok aç olan bir çocuğun gösterdiği huzursuzluğu ve hırçınlığı göstermeye başlamaktadır. Bu basamakta ki problemler daha çok “Bütün gün eve ekmek getirmek için çalışıp, didinip eve yorgun geliyorum. Ama çocuğum çok asi ve bizim çabamızı hiç görmüyor.” diye düşünen ebeveynlerin ergenlerle yaşadığı iletişim problemlerini yansıtmaktadır.
  1. Ebeveyn çocuğun sadece hem fiziksel açıdan hem de onu koruma-kollama-güvende tutma açısından ihtiyaçlarını karşıladığında ergen de bağımsız olarak sosyal yönünü geliştirmede zorlanmaktadır. Bu durumda ergen de aile içini korunaklı çevre ve dışarıyı ise büyük tehlike olarak görmeye başlamaktadır. Bu tarzda ergene sunulan sadece aile çevresiyle kısıtlı bir sosyal gelişim onun psikolojik gelişimine ters düşeceği için ergen de kendi iç dünyasında yolunda gitmeyen şeyleri iletişim problemi olarak ebeveynlerine yansıtmaktadır. Bu basamaktaki problemler “Biz ona  evde herşeyi sunuyoruz. Evimizde hiçbir eksiğimiz yok. Aile içinde kavga bile etmiyoruz. Peki ergen çocuğumuz neden bu kadar pasif?” diye düşünen ebeveynlerin ergenlerle yaşadığı problemler olarak ortay çıkmaktadır.
  1. Ebeveynler çocuğu ergenlik dönemine geldiğinde arkadaşlık kurma ihtiyacını ergenin tehlikeli bir şekilde dışarıya kayma eğilimi olarak düşünüp aslında bu durumun çocuğun sağlıklı bir şekilde hayatta kalma ihtiyacı olarak görmediklerinde ergenin psiko-sosyal gelişimi bu alanda da sekteye uğramaktadır. Çünkü çocuk ergenlik dönemine geldiğinde artık sosyal yönünü geliştirmek onun için büyüme evresinde ekmek-su gibi temel bir ihtiyaç halini almıştır. Bu nedenle çocuk kendi dünyası içerisinde bir arayışa girer. Ergenin bu arayışı aslında “ Beni kim seviyor? Ben kimlerin içinde bulunduğu gruba aitim? Benim kendime ait bir alanım-sınırım var mı?” gibi sorulara cevap arayışıdır.

Ergenin kişiliğinin sağlıklı gelişmesinde ve yaşam enerjisinin yükselmesinde çok önemli olan bu cevapları ergen önce ebeveynlerinden sonra sosyal çevresinden sağlıklı şekilde alamadığında yine ilk problem ebeveyn-ergen arasında yaşanan iletişim problemleri olarak kendini göstermektedir. Bu basamaktaki problemler ebeveynler tarafından daha çok “Sürekli arkadaşlarıyla beraber olmak istiyor. Dışarıda arkadaşlarıyla görüştüğü halde eve gelince de bilgisayardan, telefondan arkadaşlarıyla konuşmayı bırakmıyor! Eve gelince bizim yanımızda hiç oturmuyor, bizimle hiç konuşmuyor” şeklinde yakınmalar olarak dile getirilmektedir.

  1. Ergen aile ortamından ve sosyal çevresinden sevgi ihtiyacını karşılamış olsa bile yaptıkları kadar yapamadıklarına, yeteneği olduğu kadar yeteneği olmadığı şeylerle ilgili de kendisine saygı duyulmadığını hissettiğinde özgüven gelişimi sekteye uğrayacağı için ya doğrudan kendisini pasif çocuk konumunda hissederek özgüven eksikliğini dışarıya yansıtan bir ergen ya da bunu kabullenmeyip, özgüven eksikliğini örtmek için agresif-saldırgan-hırçın yapılı bir ergen olmaktadır. Bu durum da en çok ebeveyn-ergen arasındaki iletişim problemlerini tetiklemektedir. Bu basamaktaki iletişim problemleri genellikle ergen tarafından “ Ailem bana ders çalış demekten başka hiçbir şey söylemiyor. Ben okulun müzik grubunda çalmak istiyorum. Ben Matematik yapamıyorum ama çok iyi gitar çalıyorum. Bana böyle boş İşlerle uğraşacağına, git ders çalış diye kızıyorlar.” şeklinde dile getirilmektedir.
  1. Çocuğun yaşamı boyunca fiziksel, güven, sevgi-saygı duyulma gibi ihtiyaçları karşılanmasına rağmen, hayatta yapmak istediklerini yapamadığını düşünen bir ergen için bu durumun kendi iç dünyasında huzursuzluk oluşturmasından dolayı bu huzursuzluk ebeveyniyle iletişim problemlerini ortaya çıkarmaktadır. Bu durum en çok ileri ergenlikte çocuk tarafından dile getirilen sorunlar olarak yansımakta ve yetişkinlikte de kendini mutlu hissetmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Üniversitede kendi istediği bölüm yerine ailesinin istediği bölüme giden, kendi istediği kurslara katılmak yerine ebeveynlerinin yönlendirdiği alanda ilerlemek zorunda kalan ergenler tarafından ebeveynleriyle ilgili en çok dile getirilen iletişim problemleri bu konular üzerinedir.

Örneğin “Ben kimya mühendisi olmak isterken, sırf puanım yüksek diye ailemin zoruyla Tıp Fakültesini tercih etmek zorunda kaldım. Defalarca okulu ve bölümü sevmediğimi dile getirdim. Ailem bana “Fena mı oldu? Bak doktor çıktın. Mühendis olup ne yapacaktın?” diye söylenip benim ne istediğimi hiç önemsemediler.”

gibi kendini istediği şekilde gerçekleştirememiş olmanın iç huzursuzluğu ergenlerin ebeveynleri ile yaşadıkları önemli bir iletişim problemi haline dönüşmektedir.

EBEVEYN-ERGEN ARASINDAKİ İLETİŞİM PROBLEMLERİ NELERDİR?

Ebeveynlerin ağzından çocukları hakkında sıklıkla şu cümleler duyulmaktadır.

  • “Çocukken her şey ne kadar kolaydı. Çocuklar büyüdükçe dertleri de büyüdü.”
  • “Ergenlik dönemine girince tam bir asi oldu.”
  • “Ergenlik döneminde bizi hiç dinlemez, başına buyruk, dik kafalı bir kişiye dönüştü.”
  • “Bu çocuk ergenken böyleyse yetişkin olunca bize neler yapmaz ki?”

Ergenlerin ağzından ise ebeveynleri hakkında şöyle cümleler çıkmaktadır.

  • “Beni anlamıyorlar.”
  • “Herşeyin doğrusunu onlar bilir zannediyorlar.”
  • “Benim yapmak istediğim şeylerin hiçbirine izin vermiyorlar.”
  • “Bana ders çalış! demekten başka hiçbir şey bilmiyorlar.”
  • “Ailem bence beni sevmiyor. Arkadaşlarımın anne-babası hiç böyle değiller.”

Her iki taraf da birbirlerini çok sevmelerine rağmen birbirleri hakkında bu kadar olumsuz düşününce doğal olarak birbirleriyle kurdukları iletişim dili de çok sağlıksız olmaktadır. Bu nedenle ebeveyn-ergen arasındaki iletişim dilinde birbirlerini dinleme-anlama-birbirlerine kendilerini anlatma döngüsü bozulmaktadır. Bunun sonucunda ise ebeveyn ve ergenin birbirine karşı zihninde oluşmuş olan bu ön yargılar nedeniyle birbirilerini suçlamak ve suçlanmaya karşı savunmak şeklinde bir döngü ortaya çıkar. Bu döngü kısır bir döngüdür. Her iki tarafa da hep aynı şeyleri konuşturur ve asla bir çözüme ulaştırmaz.

EBEVEYN-ERGEN ARASINDA İLETİŞİM PROBLEMLERİ YAŞAYAN BİREYLER NEDEN MUTLU YAŞAM’DAN DESTEK ALMALILAR?

Bu sorunun cevabı bir psikoloğun yaptığı işi ne kadar doğru yaptığı ile ilişkilidir. Çünkü psikologların insan yaşamına dokunduğu alan ilişkiler ve iletişim alanıdır. Yani bir psikolog depresyonda olan bir danışanıyla terapi yürütürken onun depresyona neden olan kimyasal ve hormonal süreciyle ilgilenmez. Aksine bireyi depresyona iten başından geçen olayların ne olduğuyla, duygularıyla, düşünceleriyle, seçtiği ilişkileriyle ve maruz kaldığı iletişim modelleriyle ilgilenir.

MUTLU YAŞAM PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK MERKEZİ ekibi olarak ilişkilerde yaşanan iletişim problemleri ile ilgili sizlere yardımcı olmaktan ve Mutlu bir Yaşam’a ulaştırmaktan memnuniyet duyacağız.. Üstelik ergenliği de içine alan ebeveyn-çocuk iletişiminde işleri tersine döndürdüğünü düşündüğümüz noktaları ebeveynlere ve çocuğa anlatmak için “İşler Nerede Tersine Döndü?” isimli kitabımızla da bu konu hakkında detaylı araştırma ve edindiğimiz deneyimler ile sizlere sunuyoruz.

Her ebeveyn çocuğuyla mutlu olmayı her çocuk da ebeveyniyle mutlu bir yaşam sürmeyi hak eder. İlk adımı randevu alarak siz atın biz yanınızda oluruz.

Sevgilerimizle….

Bir önceki yazımıza https://www.mutluyasam.com.tr/bosanmanin-cocuga-etkileri/ linkinden ulaşabilirsiniz.


Randevu Al

Leave a Reply