ikame çocuk

İkame Çocuk Kimlere Denir?

“İkame çocuk” diğer bir deyişle “yerine konan çocuk”, en genel tanımıyla, ölen kişinin yerini doldurması beklenen, onun hayalinin ve anılarının yönlendirildiği çocuktur. Ölen kişi bazen ailenin ilk çocuğu olabildiği gibi, bazen çocuğun babaannesi, dedesi veya bir yakını da olabilir. Hatta bazen yeni doğan bebeğe ölen aile büyüğünün ya da bir yakının adını vermek, çocuğun ölen kişinin yerine konduğunun bir göstergesi olabilir.

İkame çocuklar, henüz anne-babalarının yasları bitmediğinden, ölen kişinin idealize edildiği, acı, ilgisizlik ve empati yoksunluğunun olduğu bir dünyaya gözlerini açarlar. Bu çocuklara bir birey gibi değil, sanki ölen kişinin anılarının vücut bulmuş hali gibi davranılır. Diğer bir deyişle, ikame çocuk, ölen kişiyle ilişki kurulan bir “bağlantı nesnesi” halini alabilir. Yani, bu çocuklar ölen kişinin zihinsel imgesinin canlı tutulması için ebeveynleri tarafından bilinçli olmadan görevlendirilen çocuklardır.

Ölen kişi idealize edildiğinden, ebeveynlerin yüksek beklentileri ikame çocuğa yüklenebilir. Çocuk, anne-babanın bilinçli olmadan kendisine yükledikleri bu yüksek beklentileri karşılamakta güçlük çekebilir. Bu durum ise anne-babada hayal kırıklığına, çocukta ise yetersizlik duygusuna neden olabilir. Sürekli eleştirilen, yetersiz görülen veya önemsenmeyen ikame çocuk kendisini sevilmeyen, değersiz biri olarak algılayabilir. Kendilik algısı negatif olan birey, birçok çeşitli psikopatolojik bozukluk yaşayabilir.

Çocuğun herhangi bir rahatsızlığı olmaksızın, ebeveynleri sürekli onun da öleceğinden endişe edebilir. Kaygılı ebeveyn, çocuğa aşırı korumacı ve kısıtlayıcı tutum sergileyebilir. Bu gibi durumların hepsi ise çocuğun sınır ve özgüven eksikliğinden kaynaklanan problemlerle beraber çeşitli ruhsal rahatsızlıklar yaşamasında etkili olabilir. 

Bazı ebeveynler,  sonradan dünyaya getirdikleri çocuklarını ilk çocuklarının ölümünden sorumlu tutabilir, kendi suçluluk duygularını yeni doğan çocuklarına yükleyebilirler. Bu durum çocukta korku ve yoğun suçluluk duygularına neden olabilir. 

Ebeveynlerinizin Bitmemiş Meselelerini Tamamlamaya Çalışıyor Olabilir Misiniz? 

Her çocuk, ebeveynlerinin bazı davranışlarını, ideallerini, duygularını, değerlerini ve birtakım kişilik özelliklerini içe alarak gelişmekte olan benliğine katar ve ebeveynleriyle özdeşim kurar. Ancak bazı durumlarda ebeveynlerin travmatize olmuş imgeleri de bilinç düzeyinde olmaksızın çocuklarının gelişmekte olan benliklerinde depolanabilir. Böylelikle çocuk, aslında ebeveynleri ile alakalı olan patolojik durumları sanki kendisine aitmiş gibi algılar ve yetişkinlikte de bu döngüyü devam ettirir. İkame çocuklar, benliklerinde depolanan bu zihinsel imgelere çeşitli tepkiler verirler. Bu tepkilerin bazıları ruh sağlığında problemlere yol açabilirken, bazen tepkiler yaratıcılık ve başarı ile de sonuçlanabilir.

Kişinin asıl amacı ebeveynini onarmaktır. Ebeveynin baş edemediği; öfke, hayal kırıklıkları, utanç, çaresizlik ve kayıpları onarmak için debelenir durur. Çocuk, henüz kendisi doğmadan önce ona yüklenen bu yükü üstlenir ve yaşadıklarına anlam arar. Bu durum farkındalık kazanılmadığı sürece ömür boyu devam eder.

İkame Çocuk Olan Tanınmış Kişiler

Küçükken neredeyse her gün ağabeyinin gömüldüğü mezarlıktan geçen ve üzerinde adının yazılı olduğu mezar taşını gören ünlü ressam Vincent Wilhelm Van Gogh ‘da ağabeyinin ölü doğmasından tam bir yıl sonra, aynı gün dünyaya gelen bir ikame çocuktur. Kendisine hem babasının büyük büyük babasının, hem de ölen ağabeyinin adı verilen Van Gogh’un, erken yaşta öleceğine inandığı ve sık sık mezarlıklara yürüyüş yaptığı bilinir. Kiliseye bir sene önce ağabeyinin kayıt olduğu numara (29) ile kayıt olan bipolar bozukluk hastası Van Gogh, hayatı boyunca kendisini kardeşinin adını ve hayatını elinden alan bir gaspçı gibi hissetmiş ve 29 Temmuz 1890’da intihar etmiştir.

Diğer bir ikame çocuk olan Salvador Dali ’nin yası tutulamamış ve doğumundan 9 ay 10 gün önce ölen idealleştirilmiş ağabeyin gölgesinde büyümesi onun benlik gelişimini derinden etkilemiş ve ölüm temasının hayatında önemli bir yere sahip olmasına neden olmuştur. Dali’nin bazı sözleri, ağabeyinin ölümünden kendisini sorumlu tuttuğunu, yoğun bir suçluluk hissettiğini ve onun doğması için ağabeyinin kurban edildiğini düşündüğünden, cezalandırılacağını ifade etmektedir. Aynı zamanda, ağabeyinin kaybının acısının biraz da olsa kendi doğumuyla azaldığını, ancak ağabeyinin, kendisinden çok daha yetenekli ve başarılı olduğunu hissettiğini de belirtmiştir. Dali 18 yaşındayken, anneannesinin ölmeden önce Dali’nin Madrid’de çok büyük bir ressam olacağıyla ilgili söylediği son sözler, ailenin Dali’den beklentilerinin belirleyicisi olmuştur.

Anne-babası ilk çocuklarının kaybı dolayısıyla kendilerini suçlu hissettikleri ve Dali’yi kaybetmekten korktukları için Dali’yi sınır koymadan büyütmüşlerdir. Ev halkını adeta parmağında oynatan Dali, öfke nöbetleriyle her istediğini yaptırmış, boğuluyor veya ölüyor taklidi yaparak anne-babasını korkutmuştur. Yaşamı boyunca ölüm teması ile uğraşmış, bu temaya resimlerinde de sıkça yer vermiştir. 

Dali, ölen yakınlarına sadece adıyla bağlı olmakla kalmamış, hem bir bağlantı nesnesi, hem de bir kurtarıcı olmuştur.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bir ikame çocuktur. Yeni bir ulusun inşa edilmesinde rol oynayan Atatürk’ün, iki ağabeyi henüz kendisi doğmadan önce ölmüştür. Babası Ali Rıza Bey, ölümünden kendisini sorumlu tuttuğu yakınlarının adı olan “Mustafa” ismini Atatürk’e vermiş, vefat etmeden önce Atatürk’ün yeni usül öğrenim görmesini istemiştir. Yas dolu bir evde yaşayan ve korku içinde büyüyen Atatürk, bir ikame çocuk olarak babasının hayalini gerçekleştirmiş ve kendisini, bilincinde olmadan yas tutan annesini onarmaya, hatta yas tutan bir ulusu onarmaya ve kurtarmaya adamıştır.

Sonuç olarak, her ikame çocuk yaratıcı ve başarılı olmayabilir. Ancak her ikame çocuk, anne-babasını onarmaya yönelik güdülenir. Hiçbir bireyin bir başkasını ikame etmesi mümkün değildir. Bu beklenti, çocuğun fazlasıyla efor sarf etmesine, bazen yetersiz olduğunu düşünmesine, yoğun değersizlik, suçluluk duyguları hissetmesine, özgüveninin zedelenmesine ve çeşitli psikopatolojik rahatsızlıkların gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle ölen bir yakının adının çocuğa verilmeden önce bunun sadece bir isimden ibaret olmadığı etraflıca düşünülmeli, kaybın ardından yas tutulmadan yeni bir çocuk planlanmamalı, gerekiyorsa bu konuyla ilgili psikoterapi ve psikolog desteğine başvurulmalıdır. 

Konu ile ilgili diğer blog yazılarımızın linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz;

Çocuklara Koyulan İsimlerin Psikolojik Etkileri: https://www.mutluyasam.com.tr/cocuklara-koyulan-isimlerin-psikolojik-etkileri/

Ölümle Gelen Ayrılık Süreci ve Yas Dönemi: https://www.mutluyasam.com.tr/olumle-gelen-ayrilik-sureci-ve-yas-donemi/

Bir önceki yazımıza https://www.mutluyasam.com.tr/hipnoz-nedir/ linkinden ulaşabilirsiniz.