Ölümle Gelen Ayrılık Süreci ve Yas Dönemi

Ölümle Gelen Ayrılık Süreci ve Yas Dönemi

“Bu ayrılık bizim kararımız değildi. Zira ömür bitti ve ayrılık karşımıza kader olarak geldi.”                                                                                                                                   “Burcu Yarapsanlı ZAYİM”

İnsanoğlu dünyaya geldiği günden itibaren duygularıyla hareket etmeye yönelik bir canlıdır. İlk başlarda birkaç duygu ile hayatı yaşamak daha kolayken, büyüdükçe yaşam tecrübelerine karşılık duygularda çeşitlenmeye başlar. Böylece kişinin dünyaya geldikten sonra hızlıca artan bunca duygusunu sağlıklı bir şekilde yönetmesi de hiç kolay olmaz. Özellikle yaşanılan bazı olaylar karşısında bazı duygular bir araya gelerek bir duygu grubunu oluştur. Bu duygu grubunun oluşmasına neden olan olaylardan birisi de ölümle gelen ayrılık dönemidir.

Ölümle gelen ayrılık duygusu, kişinin duygu dünyasında üzüntü, korku, öfke, umutsuzluk gibi bir araya gelmiş bir duygu grubunu tetikleyebilirken bazen de geçmişe dönük pişmanlık, mutsuzluk, dehşet ve yas gibi bir araya gelmiş daha yakıcı bir duygu grubunu tetikleyebilmektedir. Bu duygu grubu ile baş edebilmek hiç kolay olmadığı için ölümle sonuçlanan ayrılık durumu, insan bünyesine en ağır gelen yaşam olaylarının başında yer alır. Çünkü bu geri dönülmez ayrılığın öncesinde tam zıt duygular ve zıt yaşam olayları vardır.

İnsan Psikolojisine Göre Ölüm ve Yaşamın Birbiri ile Zıtlığı Nedir?

Ölümle gelen ayrılığın zıt hali yaşamın içinde sevdiğinle birleşmedir. Birleşen kişiler ayrılmadan önce birbirlerine yakındırlar. Yakın olan kişiler birbirlerini seviyorlardır. Seven kişiler birbirlerine dokunuyor, birbirleri üzerine hayal kuruyor ve birbirleri ile aynı anda aynı yerde bulunabiliyorlardır.

Ölümle gelen ayrılık ise birleşen kişilerin birbirlerinden kopmaları demektir. Yani artık birleşme diye bir şey söz konusu değildir. Kopma durumu kişiler arasında uzaklığı ortaya çıkarır. Ölüm ise değiştirilemez bir uzaklık olduğu için sağ kalan kişinin ölen kişiyle bir daha yakınlaşamayacağı gerçeğiyle yüzleşmesine neden olur. Sağ kalan kişi artık ölen kişi tarafından bir daha o sıcak sevgiyi hissedemeyeceğini bilir. Sağ kalan kişi ölen kişinin ardından beraberlik üzerine hayaller kurmayı bırakarak sadece geçmişteki anılarla yetinmeye çalışır. Ölen sevdiğiyle artık aynı anda aynı yerde hiçbir zaman bulunamayacaktır. Tüm beraberlikleri geçmişte kalmıştır.

Bu iki zıt durum zihin tarafından kolayca adapte olunan bir durum değildir. Kişinin doğası gereği ayrılık sürecine adapte olması için psikolojik olarak kendi iç dünyasında bir hazırlık dönemi atlatması gerekir. Ancak ölüm insan doğasına aykırı şekilde genelde kişiyi hazırlıksız yakalayan bir süreçtir. Ölümle gelen ayrılığa hazırlık dönemini hiç yaşamamış olan bireyler bu gerçek ile karşılaştıklarında onların hayatı için her şey birden tersine dönmeye başlar.

Bu her şeyin tersine dönmeye başlama hissi özellikle ölüm ayrılığına hazırlıksız olan kişide büyük bir şok etkisi yaratır. Şokun belirtileri ve şoku atlattıktan sonra yaşanan süreç de yine her birey için farklı seyretmektedir. Bu farklılık ise kişinin yaşadığı ölümün çeşidine, kimin öldüğüne ve bireyin ölümle gelen bu ayrılığı kabul etmeye ne kadar hazır olduğuna bağlı olarak değişir.

Bu nedenle ölümle gelen ayrılık süreçlerinin yaşanma biçimleri de kendi içinde çeşitli konulara ayrılır.

Ani Ölümle Gelen Beklenmedik Ayrılıklar:

Ayrılıkların içerisinde en zor ve en ağır olanı ani, beklenmedik ölüm sebebiyle gerçekleşen ayrılıktır. Bu ayrılığa neden olan ölüm durumu diğer kişinin intiharı, kaza geçirmesi, deprem, yangın gibi doğal afetler yüzünden olabilirken, ani kalp krizi geçirme gibi beklenmedik rahatsızlıkların sonucunda da gelişebilir.

Bu ani ölüm ayrılığını en çok yaşayan kişilerden biri de hamile anneler ve onların eşleridir. Hamilelik sürecinde annede ya da bebekte beklenmedik bir sağlık probleminin gelişmesi yüzünden bebek düşebilir ya da anne karnında kalbi durabilir. Bebek dünyaya gelmemiş olsa bile bu durumda bebekle annenin arasındaki bağ koparak ölümle sonlamış bir ayrılık sürecini ortaya çıkarır.

Bu durumda ölenin ardından kalan kişi, kendisinin seçmediği bir ayrılığı kader olarak kabullenmek zorunda hissederek çok yakıcı, çok yıkıcı ve birden bire derin bir yasın içine çekildiği süreci yaşamaya başlar.

Ölümle Sonuçlanması Beklenen Ayrılıklar:

Ağır kronik rahatsızlığı olan veya rahatsızlığı çok ilerlediği için tedaviden cevap alınamayan durumlarda ağır hasta kişilerin yakınları da her an sevdiğini kaybetme korkusunu çok derinden yaşarlar. Bu hasta yakınları hastanın doktoru ya da bir psikolog tarafından hastayı kaybetme ihtimaline karşı psikolojik olarak hazırlansalar da sonu ölümle biten bu ayrılık süreci yine de dayanılması zor olan ayrılıklar arasında yer alır.

Böyle bir ayrılık döneminde kişi sevdiğiyle tekrar yaşamın içinde birleşmek üzere geri dönüşü olmayan, umut içermeyen derin bir üzüntü yaşamaktadır. Ancak ölüm yüzünden yaşayacağı ayrılığa daha önce hazır bulunmuşluk hali ve yaşayacaklarını önceden bilme durumu söz konusu olduğu için bu kişi, ani ölümle kayıp yaşamış kişi kadar büyük bir şok etkisinde değildir ve yas sürecini şok etkileri olmadan derin bir üzüntü içerisinde yaşar.

Kimin Ölümü Daha Yakıcıdır?

Bu sorunun cevabı ne yazık ki çok genel, çok geniş ve tek bir kişiye özgü değildir. Herkes için kendi sevdiği yakınının kaybı en yakıcı kayıptır.

Buna rağmen ölüm nedeniyle yaşanan ayrılık süreçleriyle ilgili yapılan araştırmalarda; evlat kaybının en üst düzeyde yakıcılığı olan bir yas dönemi içerdiği bilgileri de literatürde yer almaktadır. Yas dönemine neden olan eş kaybı, sevgili kaybı, ebeveyn kaybı, kardeş kaybı, yakın arkadaş kaybı, yakın akraba kaybı ve aile üyesi gibi benimsenen evcil hayvan kaybı da birçok kişi için evlat kaybına yakın düzeyde bir yakıcılıkta bireye duygusal acı hissettirir. Bu nedenle kaybettiği sevdiği ile sağlıklı bağlar kurmuş ve yakın ilişkiler geliştirmiş kişilerin ölüm nedeniyle yaşadıkları ayrılık süreci onların en zor yaşam tecrübeleri arasında yer alır.

Neden Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nden Destek Almak Gerekir?

İnsanoğlu çok sevdiği birini kaybettiğinde kendisini toprağın üstünde kalan, sevdiğini de toprağın altında bırakan kişi olarak görmeye başlayabilir. Bu durumda kişi yaşamını varoluşsal açıdan bütün dinamikleri ile sorgulamaya başlar.  İnsanın derin bir üzüntü yaşarken yaşamı sorgulama sürecinde uzman desteği çok önemlidir.

Ölümle gelen ayrılık dönemi bir karar değil bir kader olarak yaşanır. Çünkü kişinin doğumu gibi ölümü de kişinin kaderine bağlı olarak karşımıza gelir. Ölen kişinin yakını bu kader karşısında büyük bir yas içinde olur. Bu yas süreci çok dikkatli bir şekilde takip edilmelidir. Bu dönemde kaderle yüzleşen kişi, yas dönemi içerisinde hayatı sorgulamaya başlar. Aslında bu sorgulama yas sürecinin normal bir parçası iken, düşünce çarpıtmaları devreye girdiğinde kişi için tehlikeli bir sorgulamaya dönüşebilir.  Hayatta kalan kişinin kendisinde yaşama hakkı ve yaşama nedeni görmemesine yönelik söylediği cümleler sayesinde bu sorgulamanın tehlikeli bir boyut kazandığı anlaşılır.

Örneğin kendisinden daha genç ve daha iyi olduğunu düşündüğü kişinin ölümü sonucunda sağ kalan kişi, “O, çok gençti. O değil ben ölmeliydim. Ölüm sırası onda değil, bendeydi.” gibi kendinde yaşam hakkı görmeme üzerine cümleler kurabilir.

Neden bu ölümün kendi sevdiğinin başına geldiğini, neden Allah’ın daha kötü kalpli kişileri değil de onu yanına aldığını sorgulamaya başlayabilir. Bu durumda kişinin dini inancı da zayıflayarak hayatta var olmak için bir nedeni kalmadığını düşünebilir. Bu düşünceler kişide hayata karşı öfke duygusunu tetikleyebilir. Bu durumun uzun sürmesi halinde ise öfke duygusu hiddet duygusuna dönüşerek kişiyi kendisine zarar verme davranışları göstermesine itebilir.

Bunların yanı sıra sağ kalan kişi, sevdiği kişinin ölümünü geçmişte kendi yaptığı bazı hataların bedeli olarak Allah’ın kendisini cezalandırması gibi düşünebilir. Onsuz yaşamanın mümkün olmadığına inanarak ve cezasını çekmesi gerektiğini düşünerek kişi ağır bir depresyona girebilir. Kişi, bu depresyon sürecinin etkisinde kalarak intihara teşebbüs edebilir. Yemeden, içmeden, uyumadan vücuduna fazla yüklenerek intihar etmeden de kendi kendisini öldürmeye çalışabilir.

İşte tüm bu süreç içerisinde ölüm nedeniyle ayrılık yaşayan kişinin bir uzman gözetiminde en az 1 sene takibinin yapılması önemlidir. Bu 1 senelik psikolojik destek takibinde kişi duygularını bastırmadan yasını sağlıklı bir şekilde yaşaması gerekir. Bu nedenle yas yaşayan kişiyle yapılan görüşmelerin sıklığı ilk zamanlarda yakın aralıklarla olsa da daha sonraki dönemlerde bu aralıklar açılarak daha uzun süre aralıklarla takip yapılması gerekebilir.

Mutlu Yaşam Danışmanlık Merkezi’nden bu konu ve daha bir çok konu hakkında psikolojik destek, online terapi hizmetleri alabilirsiniz.

Bu yazımızda ölümle gelen ayrılık süreci ve yas dönemini ele aldık. Bir önceki yazımıza https://www.mutluyasam.com.tr/cocuklarda-parmak-emme-aliskanligi/ linkinden ulaşabilirsiniz.