Şema Terapisi: Davranışlarınızın Altında Yatan Şemaları Biliyor Musunuz?

Şema Terapisi: Davranışlarınızın Altında Yatan Şemaları Biliyor Musunuz?

Her birimiz dünyaya gelirken genetik hazine ile doğarız. Karakter özelliklerimiz ise genetiğimiz üzerinden bizlere aktarılır. Fakat bundan sonra zihnimiz bir bilgisayar gibi her şeyi kaydetmeye ve anlamlandırmaya, benzerlikleri de gruplamaya başlar. Bu yazımızda sizlere şema ve şema terapisi hakkında bilgi vereceğiz.

Örneğin ilk başlarda annemizin memesini emerken daha sonra biberon kullandığımızda, sıvıların biberonla da alınabileceğini öğreniriz. Biberondan sonra ise bardakla sıvı tüketmeyi öğreniriz. Sıvıların içildiği nesnelerden biri zihnimizde bardak olarak kodlanır yani artık bardak şemamız oluşmuş olur. Bunun üzerine önce zihnimizde “Bardaktan su içilir.” kalıbı oluşur. Daha sonra bardaktan meyve suyu içtiğimizde ise “Bardaktan meyve suyu da içilir.” kalıbı oluşarak zihnimizde bardak çeşitleri kategorize edilmiş olur. Böylece bardak şemamız her seferinde güncellenir.

Yani bir bardak şeması her yeni öğrendiğimiz deneyimler sonucunda çay bardağı, su bardağı, meşrubat bardağı gibi zihnimizde çeşitlere ayrılsa da bardak denildiğinde herkes aynı şeyi anlar. Bu yüzden her seferinde bardak neydi diye düşünmek ve bu kavramı yeniden anlamlandırmak zorunda kalmamış oluruz. Dolayısıyla bizler yaşamımız boyunca yeryüzündeki her şeyle ilgili çeşitli şemalar oluştururuz. Şemalarımızın psikolojiyle ilgili kısmı ise hem kendimizle hem dış dünyayla hem de diğer insanlarla ilgili kalıplarımızdan oluşur. İşte bu kalıplar bilişsel, yaşantısal ve davranışsal şemalar olarak bizim hayatı anlamlandırmamızı sağlar.

Şema Nedir?

Şema bizi etkileyen uyaranın ne olduğunun anlaşılması ve değerlendirilmesi için oluşturulmuş zihinsel yapı olarak bilinmektedir. Şemalar sayesinde zaman ve mekandaki yerimizi bilebiliriz böylece çevremizde olup biteni fark edip onlara uygun davranışlar göstererek varlığımızı devam ettirebiliriz.

Şemalar Nasıl Oluşur?

Hepimiz çocukluk dönemindeyken karşılanması gereken bazı temel ihtiyaçlara gereksinim duyarız. Hayatta kalmak için bakım gereksinimi, temel güven ihtiyacı, tutarlılık, süreklilik, aynılık, kabul edilme, onaylanma, özerklik, sağlıklı rekabet edebilme, sağlıklı bir kimlik algısı, kendiliğindenlik, spontanlık, oyun oynayabilme, rol yapabilme ve gerçekçi sınırlar gibi temel ihtiyaçlarımız vardır. Bu ihtiyaçların herhangi birinde zedelenme, ihtiyaçların karşılanamaması ya da gereğinden fazla düzeyde aşırı karşılanma olursa yani çocuk önemli hissettirilmenin ötesinde çok şımartılırsa, çok ilgiye boğulursa da bu basamaklarda sorunlar oluşmaya başlar. Bunun sonucunda çocuk, hayatta karşılaştığı bu sorunları telafi etmek için çeşitli davranışlar geliştirir. Bu telafi edici davranışlarsa çocuğun karşısına başka bir sorun olarak çıktığında o zaman “uyum bozucu şema” denilen kavramların devreye girdiği anlaşılır.

Örneğin bir çocuk çok fazla başarı odaklı bir aileye sahipse ve sadece iyi notlar aldığında çocuğa sevgi gösteriliyor, çocuk düşük not aldığında ise ailesi tarafından surat asılıyor ya da cezalandırıyorsa bu çocuk için sevgiyi alabilmenin tek yolu artık başarılı olmaktan geçmektedir. Belli bir yaşa kadar bu durum çocuğun çok işine yarayabilir; hatta bu şema onun okulu başarıyla bitirmesine, üniversiteyi kazanmasına, meslek sahibi olmasına öncülük bile edebilir. Fakat bu çocuklar hayatta herhangi bir şeyde başarısızlığa uğradıklarında uyum bozucu şema devreye girer ve kendisine artık “ ben sevilen bir varlığım, ailem beni her koşulda kabul ediyor” diyemez.

Burada bireyin asıl ihtiyacı koşulsuz sevilmek ve kabul görmek olmasına rağmen şemanın getirileri yüzünden bireyin bu ihtiyacı eksik kalır. Bu nedenle bu birey hayatta ne kadar başarılı olursa olsun kendisini hep yetersiz, hep sevilmiyor gibi hisseder veya en ufak bir başarısızlık hissinde hiç sevilmemiş, hiç değer verilmemiş gibi hissedebilir. Bu noktada kişi hayatını etkileyen uyum bozucu şemaların etkisi altına girmiş oluruz.

Kusurluluk Şeması

“Anne-babamın beni sevmemesi benim suçum. 

Genellikle beni eleştiren reddeden insanların peşinden gidiyorum. 

Kendimden de yaptıklarımdan da utanıyorum..”

Kusurluluk şeması toplumda karşımıza çok sık çıkan şemalardan biridir. Bu şemaya sahip kişiler için asıl ızdırap verici şey kişinin bir kusuru olmadığı halde kusurlu hissetmesidir. Hepimiz hata yaparız, pot kırarız fakat sonrasında bu durumu geçici bir durum olarak görebildiğimizde bizi çok fazla etkilemez. Ancak kusurluluk şemasında durum böyle değildir. Bu kişiler sanki gizli bir ayıbı, bir bozukluğu, bir defosu varmış gibi hissederler. Bu defo her an her yerde kendini gösterecek gibi düşünerek bunu sürekli ört bas etmek zorundalığı duyarlar. Kusurluluk şeması kişiyi oldukça zorlayan uyum bozucu şemalardan biridir.  

Kusurluluk şemasıyla hayatta başa çıkabilmek için belli stratejiler geliştiririz. Bunlardan biri şemaya teslim olmaktır. “Ben zaten kusurluyum hiçbir şeyi beceremem” inancını kabul eden kişi erişkin hayatta da daha eleştirel kişilerle bir araya gelmeye başlar, o kişilerle arasında bir çekim oluşur. Sürekli olarak hiçbir şey beceremediğini ima eden ya da ne yaparsa yapsın kendisinin yetersiz olduğunu hissettiren partnerler seçerler. Bu kişiler şemanın getirileri yüzünden bu tarz ilişkileri bir türlü sonlandıramayıp neden tacizkâr ilişkinin içinde kaldıklarını anlamlandıramazlar.

Örneğin kocası tarafından dövülen aşağılanan ama bir türlü boşanamayan kadınların yaşantısal ilişkilerinde de çocukluğundan getirdikleri kusurluluk şemaları olabilir. Bu kadınlar kusurluluk şemalarına teslim olmuşlardır. Bu yüzden bazı kadınlar maruz kaldıkları bu davranış biçimlerini hak ettiğini düşünüyorlardır. Şemalarımızla bir diğer başa çıkma şekli aşırı telafidir. Bu kişiler “Hayır efendim hiç de kusurlu değilim. Ben herkesten üstünüm mükemmelim, herkes kusurlu olabilir ama ben değilim” inancı ile yaşarlar. Bu durumda bu kişiler karşısındakini sürekli aşağılama, büyüklenme, insanları eleştirme, dalga geçme gibi davranışlar sergilerler. Bu kişilerde şişirilmiş bir özgüven vardır. Aslında bu kişilerin özgüveninin altında derin bir değersizlik duygusu yatar ve kişi bu duygunun ortaya çıkacağından çok fazla korktuğu için sürekli bunu karşı tarafı küçük düşürücü cümlelerle kamufle etme eğiliminde olur.

Kusurluluk şemasıyla başa çıkmak için kişin geliştirdiği stratejilerden sonuncusu ise kaçınmadır. Bu kişiler kolaylıkla ilişki içerisine girmezler. “Benim bir ilişki yaşamama gerek yok, ilişki yaşayan herkes nasılsa ayrılıyor, nasılsa her ilişki biter” diye düşünerek tamamen yakın ilişkilerden kendilerini muaf kılarlar. Böyle düşünmelerinin altında ise bu kişiler yakın ilişkiden uzak durarak kendisinde var olduğunu düşündüğü kusurların başkaları tarafından görülme ve kendisini kötü duruma düşürme riskinin önüne tamamen geçmiş olur. 

Kusurluluk şeması olan kişiler ilişkilerinde hoşlandıkları, cazip gelen, kendilerinden daha üstün gördükleri, ulaşamayacağına inandığı kişilere karşı büyük ilgi duyarlar, onlara çekilirler. Bu kişilerle ilişkiye girip yakınlaştıklarında kusurluluk şemasına sahip olan kişilerde şöyle bir düşünce oluşabilir. “İlişkideyiz, beni beğendi ama beni beğendiğine göre ve ben de kusurlu biri olduğuma göre demek ki o da gözümde büyüttüğüm gibi çok mükemmel biri değil.” diye düşünerek bir anda karşısındaki kişiye verdiği değeri ve ilişkiyi bitirebilirler.

Bu durumdan sonra ilişki devam ediyorsa bile kusurluluk inancına sahip kişi partnerine karşı aşağılayıcı olmaya başlar ve davranışları ilişkinin eninde sonunda bitmesine hizmet eder. Bu şemaya sahip danışanlar sıklıkla “O kişiyle bir araya gelene kadar ilişkimizde her şeyin mükemmel olduğunu, onun yanında olmayı çok istediğimi hissediyor ama o kişiyle bir araya geldikten sonra bir anda ondan soğuyorum. ” diye kendilerini ifade ederler.

Kusurluluk Şeması Nasıl Gelişir?

Bizler temel değer duygumuzu anne karnından itibaren oluşturmaya başlarız. Ben kimim, iyi biri miyim, kötü biri miyim, değerli miyim, değersiz miyim sorularının cevabını önce ebeveynlerimizin bize nasıl davrandığıyla ilişkili olarak oluştururuz. Bu ilişkilendirme sürecinin içerisine mizaç dediğimiz kavram da işlevsel olarak devreye girer. Bu nedenle her birey çocukluğunda aynı olaya ya da aynı ebeveyn tutumlarına maruz kalsalar bile aynı şemayı oluşturmayabilirler. Kimi çocuklar diğerlerinden farklı olarak daha özgüvenli, cesur, girişken olabilirken kimi çocuklar ise daha çekingen, daha sakin ya da daha öfkeli olabilmektedirler.

Hatta yapılan araştırmalar tek yumurta ikizlerinde bile doğuştan gelen mizaç farklılıklarının olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bireyin kendisine yapılan davranışlar ve hissettirilen duygular sonrasında kendisinin nasıl şemalar geliştireceği de doğuştan getirdiği mizaç özellikleriyle yakından ilişkilidir. Özellikle çocuk psikolojisi alanında çalışmalar yapan ünlü İngiliz psikanalist Donald Winnicot bu durumu çok güzel bir şekilde “Ben bana verilenim.” sözüyle özetlemiştir. 

Yani çocuklar kendi değer algılarının ne düzeyde olduğunu “Bana iyi davranıldı demek ki ben değerliyim, özelim ve sevilesi bir varlığım; bana kötü davranıldı, benim ihtiyaçlarım karşılanmadı o zaman ben yetersiz, değersiz bir varlığım” gibi düşünerek algılayabilirler. Çocukluktan itibaren kusurluluk şemasının oluşmasında çocukların ebeveynleri tarafından ihmal ve istismar edilmeleri, sevilmediğini hissetmeleri, cinsel taciz gibi olumsuz yaşam olayları da büyük rol oynamaktadır.

Klinik gözlemlere göre kusurluluk şemasının geliştirilmesine neden olan kişilerin daha çok çocuk büyürken ona kötü muamelelerde bulunan anne, baba, bakıcılar, öğretmenler olduğu görülür. Küçük bir çocuğun yaşından büyük şeyler yapmasını beklemek, en ufak bir hatasının çok acımasızca eleştirilmesi gibi psikolojik şiddet de bir tür kötü muameledir. “Onu yapamadın, sen hiçbir şeyi beceremezsin zaten, senden de bu beklenirdi.” gibi sözler kusurluluk şeması olan kişilerin çocukluklarında ailelerinden sıklıkla duyduğu cümlelerdir.

Kendinizde Kusurluluk Şeması Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

Kendinizi sürekli eleştiriyorken buluyorsanız, kendi kendinizin düşmanıymış gibi davranıyor, en ufak bir olumsuzlukta “Aptal kafam bunu neden böyle yaptın, benim neyime bu işlere kalkışmak, ben ancak her şeyi elime yüzüme bulaştırırım.” gibi cümleler kurarak kendinize sürekli hakaret ediyorsanız sizin de kusurluluk şemanızın olma olasılığı çok yüksektir. Ayrıca gözle görülür şekilde yaptığınız bir hatanız, yanlışınız yokken içinizden bir şey sürekli size “eksiksin, yanlış yapıyorsun.” mesajı veriyorsa yine aynı şekilde kusurluluk şemanızın varlığına işaret ediyor olabilir. 

Sürekli problemli ilişkiler yaşıyor, bir ilişkide arkadaşınız ya da partnerinizin sizi küçük hissettirmesine, aşağılamasına boyun eğiyorsanız ya da siz etrafınızdaki herkesi eleştirip beğenmiyor, kimseleri kendinize layık görmüyor, bir türlü ilişkilerde tatmin olamıyorsanız o zaman içinizde gizli bir yerlerde saklı olan kusurluluk şemanızın uyum bozucu şekilde çalıştığından şüphelenebiliriz. 

Kusurluluk Şeması İçin Neden Psikoterapi Desteği Almalısınız?

Tüm dünyada herkes için geçerli olan ve şimdiye kadar tespit edilmiş 18 şema vardır. Bu 18 şemanın içerisinden seçtiğimiz ve her birimizin zihninde baskın şekilde var olan birden çok şema bulunur. Dolayısıyla şema terapi süreci içerisinde uyumsuz bir şemayı iyileştirmeye çalışırken diğer şemalar da bir zincir halkası gibi birbirinden etkilenerek iyileşme yoluna girerler. 

Mutlu Yaşam Psikolojik Danışmanlık Merkezinde bulunan psikologlarımız, kusurluluk şemasına sahip olan bireylerin şema getirilerinin günlük hayatlarına, ilişkilerine, benlik saygılarına olan olumsuz etkilerini azaltmak ve iyileştirmek için yüz yüze veya online psikologlar ile şema terapi seansları düzenlerler. Bu şema terapi seanslarının sonunda uzman, bireyin sorunlarının köküne inerek şemanın hayatındaki olumsuz yansımalarını gidermeye ve şemayla sağlıklı baş etme yollarını güçlendirerek danışanlarını sorunlarıyla baş edebilir düzeye ulaştırmayı hedeflerler.

Kusurluluk şemasına sahip kişilerle yapılan psikoterapi seansları Şema Terapi ekolüne ait teknikleri içermektedir.

Diğer online psikoterapi yöntemleri hakkında bilgi edinmek için https://www.mutluyasam.com.tr/online-psikoterapi-yontemleri/ linkindeki yazımızı okuyabilirsiniz.

Psikolog, şema terapi sürecinde danışanına değerli olduğunu gösterebilmek, kusurları, hataları olsa bile bu hataları yapmasındaki tetikleyicilerin daha farklı sebeplerden kaynaklandığını da görerek kendisine yüklenmek yerine nelerin gerçek bir kusur olmadığı ayrımını yapmasına da yardımcı olur. Çünkü kusurluluk şemasına sahip kişiler gerçek anlamda kusurları olmadığı halde kendi zihinlerindeki çarpıtılmış düşüncelerin sonucunda kusurluluk algısı geliştirirler. Bu nedenle şema terapi süreci boyunca kusur ve hata kavramları danışanın zihninde bilişsel olarak yeniden çerçevelendirilir. Böylece kişinin hem kendine hem de psikoloğun ona terapi içerisinde yeniden sağlıklı ebeveynlik modeli oluşturarak yaptığı duygusal bir iyileşme süreci başlamış olur.

Kusurluluğun tam tersi olan kusurlu olmama algısı da danışanın zihninde sağlıklı bir şekilde konumlandırılmalıdır. Çünkü insanoğlu hayatı boyunca gelişimini sürdürebilmek için hata yapmaya eğilimli bir canlıdır. Şema terapi süreci boyunca psikolog, danışanın kendi kusurlarını, hatalarını görmesine rağmen bunları kendi yaşam tecrübeleri içinde kabul ederek, bu hataların onun hayatında bir daha olmaması için gerçekten duygusal anlamda neye ihtiyacı olduğunu anlamasına da yardımcı olur. Bunun sonucunda terapist danışanının kendini affedici ve onaylayıcı taraflarını geliştirebilmesini sağlar.

Herkesin uyum bozucu şemalarıyla baş edebildiği mutlu ve sağlıklı bir yaşam dileğiyle…

Bu yazımızda sizlere Şema Terapisi: Davranışlarınızın Altında Yatan Şemaları Biliyor Musunuz sorusuna cevap verdik. Bir önceki yazımıza https://www.mutluyasam.com.tr/gaslighting-nedir/ linkinden ulaşabilirsiniz.