Duygu Regülasyonu Nedir

Duygu Regülasyonu (Duygu Düzenleme)

Duygular temelinde bizim kontrolümüzden bağımsız olarak gelişen ve yaşam boyunca hayatta uyumlu şekilde güvende kalmamıza yardımcı olan bedensel sistemimizin hayati bir parçasıdır. Ancak bizden ne kadar bağımsız olsalar da her duygu içine doğduğumuz coğrafyanın geleneksel getirileriyle, aile kültürüyle, ebeveyn tutumlarıyla, sosyal çevreyle, doğuştan gelen mizaç özellikleriyle, kişilik dinamiklerimizi oluşturan süper egonun gelişmesiyle ve olumlu olumsuz her türlü yaşam tecrübesiyle harmanlanarak kişinin kontrolünde ortaya çıkabilecek şekilde evrilebilir. Bu evrilme sürecinde ise önemli bir ayrım vardır. Bu ayrım, iç dünyamızda tüm çıplaklığıyla hissedilen duygu ile dış dünyaya gösterdiğimiz duygu düzeyinin ayrımıdır.

Yani duygu, en doğal haliyle hissedilen bir süreci içerirken duygularımızın davranışlarımıza, jest ve mimiklerimize yansıyan dışa vurum halini kontrol altına almak ise mümkündür. Bu durum duygu regülasyonu ya da duygu düzenleme olarak adlandırılır. Ancak duygu regülasyonu burada birkaç cümleyle açıklanacak kadar basit bir zihinsel süreç değildir. Bu nedenle bu yazımızda duygu dünyasını kapsamlı olarak ele alıp sizlere bu sürecin en başından yani duygunun ne olduğundan başlayarak anlatmak isteriz.

Duygu Nedir?

Duygu; düşünce ve davranışı etkilerken aynı zamanda düşünce ve davranıştan etkilenen, beden ve zihinde hissedilerek çeşitli fiziksel değişimlere yol açan ruh hali olarak tanımlanabilir. Duyguların alt yapısında; algılayan bir zihin, bedensel uyarımlar ve bilinç düzeyinden ya da bilinç altından gelen çeşitli davranışlar bulunur.

Duygular hayatta kalmak adına çalışan bedensel sistemin bir aracıdır. Duygular, hayatta kalma adına ihtiyaçları fark etmek ve ihtiyaçlar doğrultusunda davranış geliştirmek için çeşitli uyarılar veren bir sistemdir. Kısacası duyguların belli amaçları vardır ve bu amaçlar kişileri hayatta ve güvende tutmaya yöneliktir.

Duyguların Özellikleri Nelerdir?

Duygular evrenseldir ancak bireylerin duyguları yaşama şekilleri birbirinden oldukça farklıdır. Yaşanan duygular aynı olsa da her bireyin yaşadığı duygunun yoğunluğu, şekli, süresi, bedensel belirtileri değişkendir. Kısacası her bireyin duyguları yaşama deneyimi kendine özeldir.

Duygular hayatta kalmak ve güvende olmak adına geliştirilmiş mesajcılardır. Bu sebeple görmezden gelindiklerinde, bastırıldıklarında ve uygunsuz biçimlerde davranışa döküldüklerinde yok olmazlar. Vermek istedikleri asıl mesajı bireye iletene kadar çeşitli bedensel ve zihinsel sinyaller göndermeye devam ederler. Örneğin bu sinyaller kalp çarpıntısı, yüz kızarması, el titremesi, gerginlik, enerjik hissetme gibi belirtiler olabilir.

Duygularla Hareket Etmek Doğru Mudur?

Duygular amaca yönelik ve yararlı olsalar da duyguların kişiyi her zaman doğru davranışlara yönlendirdikleri söylenemez. Duyguların verdiği zihinsel mesajlar daha çok bireyin o anda yaşadıkları tehlikelere karşı korumaya yöneliktir. Ancak özellikle duygular yoğun olduğunda anlık yararlar sağlayabilen duygular uzun dönemde bireyleri zarara uğratabilirler. Bazen bu duygusal uyarım sistemi gereğinden fazla aktive olabilir. Duygular sıklıkla gereğinden yoğun biçimde deneyimlenmeye başladığında baş edilmesi zor bir hal alabilir.

Duyguları yarar sağlayan ve zarar vermeyen yanıyla deneyimleyebilmek, yaşanan duygular sonucunda doğru davranışlar sergileyebilmek adına duygu regülasyonu dediğimiz duyguları düzenleme becerilerini uygulamak oldukça önemlidir.

Duygu Regülasyonu (Duygu Düzenleme) Nedir?

Duygu regülasyonu; bireyin duygusunu yönetebilmesi adına kullandığı tüm sağlıklı yöntemlerdir. Duygu düzenleme yöntemlerinin alt yapısında, bireylerin duygularını kabul edebilmesi, dile getirebilmesi, uzun vadede kontrol edebilmesi ve uygun biçimlerde çevresine yansıtabilmesine dair beceriler bulunur. Duygu düzenleme ihtiyacı yalnızca kişiyi rahatsız eden duygular için değil kişiye keyif veren duygular için de geçerlidir. Duygu düzenlemedeki hedef yaşanan duyguların bireyin kararlarını, ilişkilerini kısacası hayatını olumsuz bir biçimde etkilemesinin önüne geçmektir.

Duygu düzenleme becerisi denildiğinde ilk akla duyguların yalnızca kontrol edilmesi gelirken aslında duygu düzenleme becerisi yalnızca bundan ibaret değildir. Öncelikle hissedilen duyguların birey tarafından tespit edilebilmesi ve adlandırılıyor olabilmesi gerekir. Ardından bu duygular oldukları halleriyle kabul edilmelidir. Ancak duygu düzenleme becerisi aynı zamanda tüm bu duygular sonucunda uygun davranışların seçilebilmesini gerektirir.

Kısacası duygu düzenleme becerisine sahip bir birey yaşantısı sonrasında gelen ani, dürtüsel ve yoğun davranışsal tepki isteklerini bir süre erteleyebilerek duygu, düşünce ve davranışları adına sağlıklı değerlendirmeler yaptıktan sonra davranışsal tepkilerini ortaya koyabilir.

Duygu Düzenleme Becerilerinin Faydaları Nelerdir?

Duygu düzenleme becerisi, yaşanan duyguların ne anlama geldiği ve hangi mesajı taşıdığının birey tarafından anlaşılmasıyla beraber uygun davranışlara karar verilmesi ve bu davranışsal kararların uygulanması sürecini kapsar. Bu sayede bireyler duygularını görmezden gelemezler. Böylece kendilerini korumak ve güvende tutmak adına sağlıklı davranış kararlarını verebilir hale gelirler. Bu şekilde duyguları anlamlandırmak ve uygun davranışsal tepkileri verebilmek bir süre sonra bu duyguların bireyler tarafından yaşanma yoğunluğunu da azaltmaktadır. Kısacası duygu düzenleme becerilerini kullanmanın kısa vadede faydaları olduğu gibi uzun vade de pek çok faydası bulunur. Bunlar:

• Aşırıya kaçan yoğun duyguların şiddetinin azalması,
• Hayat memnuniyetini arttırma,
• Sosyal ilişkilerinin daha iyi olması,
• Pişmanlık duygularının daha az yaşanması,
• Gurur ve özgüven duygusunun daha fazla deneyimlenmesi,
• Olaylara karşı uygun davranışlar geliştirilebilme,
• İş yaşamında daha başarılı olma,
• Psikolojik sağlamlığı ve dayanıklılığı arttırma,
• Uyumlanma becerilerini güçlendirme,
• Problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirmedir.

Duygu Düzenlemenin Temelleri Nelerdir?

Her birey duygu düzenleme becerisini aynı oran ve düzeyde kullanamayabilir. Kimi bireyler küçük yaşlardan itibaren rahat bir biçimde duygularını düzenleyebilirken kimileri ise duygu düzenleme konusunda oldukça zorlanabilirler. Bireyler arasında oluşan bu duygu düzenleme farklarının sebeplerini anlayabilmek için duygu düzenlemenin temellerini incelemek gerekir.

Duygu Düzenleme Becerileri Nasıl Gelişir?

Duygu düzenlemenin temelleri erken çocukluk dönemine dayanır. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde anne-baba veya bakım verenler ile kurulan ilişkiler kritik öneme sahiptir. Bebeklik veya erken çocukluk döneminde bireyler korku, mutluluk, şaşkınlık gibi temel duygulara sahiptirler ancak henüz duygu düzenleme becerisine sahip değillerdir. Duygu düzenleme becerisi zamanla öğrenilen bir beceridir. Duygu düzenleme becerisinin temelleri bireyin ilk bakım veren kişilerle kurduğu temas ve etkileşimlere dayanarak yaşam boyunca gelişim göstermektedir. Çünkü hayata dair ilk deneyimlerin temelini bakım verenlerle kurulan ilişkiler oluşturur.

Bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki bireyin bakım verenleri tarafından fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması son derece önemlidir. Bu dönemlerde ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların karşılanması isteğine dair birtakım dürtüler mevcuttur. Bu ihtiyaçlar bakım verenler tarafından karşılandığında bu dürtüler, çocuğun ihtiyaçları yeniden oluşana dek yok olur. Yani bebeklik ve erken çocukluk döneminde beslenme, barınma, korunma gibi temel ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçlara yönelik olarak geliştirilmiş üzüntü, mutluluk, korku gibi temel duygular mevcuttur. Temel ihtiyaçlara dair oluşan duygular yoğundur ve temel ihtiyaçlar bakım verenler tarafından giderilene kadar ağlama, çırpınma gibi çeşitli davranışsal belirtilerle devam eder. Bakım veren tarafından karşılanan ihtiyaç sonrasında duygular düzenlenir. Bu ihtiyaç ve dürtüler yeniden oluşana kadar duygular sabit bir biçimde seyreder.

Örneğin bir bebek açlık ihtiyacı hissettiğinde bu dürtünün getirdiği üzüntü duygusu artar ve bebek ağlamaya başlar. Bu ihtiyacı karşılanana kadar bebek açlığına dair mesajını genellikle ağlayarak verir. Bebeğin ihtiyacı karşılanmadıkça bebek, bu ihtiyacını daha fazla belli edecek şekilde ağlamasını arttırabilir. Bu dürtü ve beraberindeki ağlama refleksi, bakım verenler tarafından bebeğin ihtiyaç duyduğu fiziksel temas sağlanana kadar devam eder. Beslenme ihtiyacı giderilince aynı zamanda bebeğin duyguları da düzenlenmiş olur. Bebeğin beslenmeye dair ihtiyacı tekrar ortaya çıkana kadar bebek sakinliğini korur. Bebeğin ihtiyaçları bu şekilde döngüsel olarak devam eder. Böylece ihtiyaçlar bakım verenler tarafından karşılanır ama aynı ihtiyaçlar bir süre sonra döngüsel olarak tekrar oluşur.

Temel ihtiyaçların düzenli biçimde karşılanması hayata, bakım verenlere karşı güven ve sevgi duyulmasını sağlarken aynı zamanda sevilme inancının temellerini oluşturur. Ancak bebeklik veya erken çocukluk dönemindeki ihtiyaçlar her zaman fiziksel ihtiyaçlar değildir. Bu dönemlerde bireylerin nazik okşayış, yakın göz teması, yumuşak bir ses tonu gibi sevildiğini hissetmesini sağlayacak duyusal ve duygusal uyaranlara da ihtiyaçları vardır. Özellikle dokunma, göz teması ve ses en ilkel duygu düzenleme ve sakinleşme araçlarıdır.

Fiziksel ve duygusal ihtiyaçları karşılanan, bakım verenleri tarafından sevildiğini hisseden, onları seven ve güven duyan birey zamanla kendi duygularını düzenlemeyi ve kendi duygularını düzenleyerek sakinleşmeyi öğrenebilir. Ancak o zamana kadar bebeğin veya çocuğun duygusunu düzenleme görevi ona bakım verenlerdedir. Bakım vereniyle bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki ilişkilerinde bu duyguları tutarlı ve düzenli biçimde hissedemeyen bireyler, yetişkinlik döneminde duygularını düzenlemekte zorlanabilirler. Düzenlenmekte zorlanılan duygular birey tarafından reddedilebilir, bastırılabilir veya kontrol edilemez bir hale gelebilir. Ayrıca yaşanan bu duygularla başa çıkma adına bireyler sağlıksız davranış örüntüleri geliştirebilir ve zamanla bu davranış örüntülerini kalıplaştırabilirler. Zorlayıcı duyguları düzenlemeye dair sağlıksız pek çok farklı davranış örüntüsü bireyler tarafından kullanılabilir. Bunlardan bazıları:

• Yoğun duygu deneyimlerinden kaçınma,
• İlişkilerde zorba veya kurban olarak konumlanma,
• Sosyal ilişkilerde pasif-agresif tutumlarda bulunma,
• Saldırganca davranma,
• Alkol, madde, sigara kullanımı,
• Kendini toplum ve sosyal yaşamdan uzaklaştırmadır.

Bireylerde duygu düzenleme becerilerine hormonal yatkınlık, beyindeki yapısal faktörler gibi kalıtımsal özellikler de önemli etkilerde bulunabilir. Kısacası genetik yatkınlık sonucu bazı bireyler duygularını daha iyi düzenleyebilirken, bazı bireyler için duygu düzenleme becerilerini gerçekleştirmek oldukça zorlu olabilir. Bu durum bireylerin duygu düzenleme becerilerini geliştirebilmeleri adına daha çok çaba ve zaman sarf etmeleri gerektiğini gösterebilir.

Duygu düzenleme becerilerinin temellerini biyolojik faktörler ve erken dönem yaşantıları oluşturmaktadır. Bazı durumlarda ise erken dönemde kazanılan duygu düzenlemeye dair becerilerde yaşanan travmatik olaylar sonrasında bu becerilerde zayıflamalar gözlemlenebilir.

Peki bu dönemlerde çeşitli nedenlerle yeterli ölçüde gelişememiş duygu düzenleme becerileri sonradan edinilebilir mi ya da yaşanan olaylar sonrasında kaybedilen duygu düzenleme becerileri yeniden kazanılabilir mi?

Buyurun bu soruların cevaplarına bir de bu açıdan bakalım.

Duygu Düzenleme Becerileri Sonradan Kazanılabilinir Mi?

Genetik mirasın getirdikleriyle birlikte bebeklik dönemi ve erken çocukluk döneminde bakım verenler ile kurulan ilişki ve bakım verenlerin duygu düzenleme becerileri, bireyin duygu düzenleme becerilerinin temel yapı taşlarını oluşturur. Kısacası genetik faktörler ve erken dönem yaşantılar sonucunda bireyler duygu düzenlemeyi rahatça yapabilir veya duygu düzenlemede oldukça zorluk yaşayabilirler.

Temelleri erken dönemde atılsa bile sahip olunan duygu düzenleme becerileri bireylerin kaderi değildir. Yeterince duygu düzenleme becerilerine sahip olmadığını düşünen bireyler kendi çabaları ile bu becerileri öğrenebilir ve uygulayabilirler. Başlarda bilinçli biçimde öğrenilen ve kullanılması için çaba gösterilen duygu düzenleme becerileri, istikrarlı ve düzenli kullanılmaya devam ettirildiğinde bir müddet sonra kalıcılaşır ve otomatikleşir. Yani sağlıklı duygu düzenleme becerileri öğrenilip, belli bir süre gayretle uygulandıktan sonra bireylerin yeni davranış biçimleri haline gelir. Kalıcılaşan ve otomatikleşen duygu düzenleme becerileri, zamanla daha az çaba gerektirerek daha kolay ve daha hızlı bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu sayede bireylerin sahip olduğu ancak memnun olmadığı duygu düzenleme becerileri onlar için kader olmaktan çıkabilir.

Hangi Durumlarda Duygu Düzenleme Becerileri Kullanılır?

Duygular, bireylerin hayatta ve güvende kalmaları için geliştirilmiş bilişsel sistemler olduğundan beyinde oluşturdukları mesajlar çok önemlidir. Bu mesajlar düşünceler şeklinde zihinde belirirler. Örneğin bir kaplanla karşı karşıya olan birey korkar çünkü tehlikededir. Yani tehlikede olduğunu düşünen zihin korku duygusu olarak adlandırılan bedensel ve zihinsel hisleri ortaya çıkarır. Bu tehlike algısıyla beraber oluşan korku duygusu kişiye: “Kaç, savaş veya don’’ benzeri davranışsal komutlar içeren düşünceler getirir. Korku duygusu beraberinde oluşan düşünce ile bireyler bu komutu yerine getirerek kaplandan kaçmayı seçebilir. Bu kaçma davranışı da bireyin hayatta kalmasını sağlar.

Sadece Gerçek Tehlikeler Karşısında Mı Duygu Düzenlemesi Yapılmalıdır?

Yaşanan durumlarda her zaman gerçek bir tehlike söz konusu olmayabilir veya var olan tehlike zihin tarafından gerçek tehlike durumundan oldukça fazla biçimde algılanabilir. Örneğin bir topluluk karşısında konuşma yapan kişinin zihni de kendisinin tehlikede olduğunu düşünebilir. Ancak algılanan tehlike boyutu ile gerçekte var olan tehlike boyutu birbirinden farklı olabilir. Eğer kaygı ve korku gibi duygular yoğun ise muhtemelen algılanan tehlike var olan tehlikeden daha fazladır.

Topluluk karşısında konuşmayı yaşantılar sonucunda büyük bir tehlike unsuru olarak kodlamış zihin, doğal olarak korku ve kaygı benzeri duyguları yoğun biçimde deneyimler. Korku ve kaygı duyguları da yine aynı biçimde “kaç, savaş veya don” benzeri davranışsal komut içeren düşünceleri üretir. Elbette ki bu düşünceler ıssız bir ormanda vahşi bir kaplanla karşılaşmış bireyin hissettiği gibi gerçek tehlike unsurunu yansıtmaz. Çünkü topluluk önünde konuşma durumu bir kaplanla karşı karşıya kalmakla aynı oranda tehlike içermez. Ancak birey topluluk önünde konuşurken kendi zihnindeki tehlike algısının yoğunluğuna kapılarak yüksek düzeyde korku ve kaygı duygularını yaşayabilir. Bu duygulara bağlı olarak zihinde oluşan korku ve kaygı duygularının verdiği mesajları dikkate alan kişi de çözüm olarak o ortamdan kaçınabilir.

Bu durumda bu ortamdan kaçmak, bireyi korumaktan ziyade gerçekçi olmayan tehlike algılarının zihinde kuvvetlenmesine hizmet eder. Yani kaçan birey topluluk önünde konuşmanın oldukça tehlikeli olduğuna dair inancını zihninde kuvvetlendirebilir. Uzun vadede bu davranış ve inançlar bireye yararlı olmaktansa zarar veren bir noktaya ulaşabilir. Kısacası duygular bireyler için yararlı ve koruyucu olabilirken bazen de faydasız hatta zararlı olacak davranışları doğurabilir. Fakat duygu yoğunluğu geçtikten sonra, duyguların yararlı olan veya zarar veren davranışsal komutları bireyler tarafından gerçekçi bir biçimde değerlendirilebilir. Duyguların kaynağı fark edilerek hangi duygunun gerçekçi hangi duygunun öğrenilmiş bir duygu olduğunu ayırt etmek mümkündür.

Bu sayede bireyler yaşanan durum karşısında duygularının verdiği davranışsal komutlardan hangilerini dinleyeceğini hangilerini ise dinlemeyeceğini önceden belirleyebilir. Bu sayede birey, tehlike algısı oluşturan olay karşısında önceden belirlediği tepkileri bilinçli bir biçimde ortaya koymak adına gayret gösterebilir.

Duygunun kaynağı gerçek, verdiği komutlar da sağlıklı değilse burada duygu düzenleme becerilerinin kullanılması uzun vadede bireylerin yaşamını daha doğru biçimde yönetmelerine oldukça fayda sağlamaktadır.

Duygu düzenleme becerileri öfke, hırs, saldırganlık, üzüntü, keder gibi depresif duyguları yönetebilmede kullanılabileceği gibi aynı zamanda heyecan, mutluluk gibi keyif veren duygularda da kullanılabilir. Duygu düzenleme becerilerinin kullanılmasında kriter olacak özellik, duyguların verdiği davranışsal komutların bireyler ve çevreleri için zararlı olmasıdır.

Duygu Düzenleme Becerileri Nasıl Öğrenilir?

Duygu düzenleme becerilerini öğrenebilmek için öncelikle bu becerilerin basamaklarını tanımak gerekir.

Duygu Düzenleme Becerileri Basamakları:

1. Duyguyu tanıma
2. Duyguyu bedende ve zihinde fark etme
3. Duyguyu kabul etme
4. Duygunun gelip geçici olduğunu bilme
5. Duygunun gelip geçişini yargısız biçimde izleme
6. Duygunun yaşantı içerisinde vermek istediği mesajı tanıma
7. Duygunun verdiği davranışsal komutu fark etme
8. Duygunun gerçek kaynağını anlamlandırma
9. Yoğun duyguyu düzenleyebilecek nefes egzersizi gibi sağlıklı yöntemleri kullanma
10. Duygunun verdiği davranışsal komutla gerçekçi, mantıklı ve yararlı olacak davranışı ayırt etme
11. Duygunun verdiği mesajın gerçekçilik boyutunu anlayarak kişiye ve çevresine de mantıklı ve yararlı olacak davranışı ortaya koyma
12. Ortaya koyulan davranışı sonuçlarıyla da öngörüp değerlendirebilme
13. Davranış faydalı ise bu davranışı bilinçli biçimde devam ettirme faydalı değilse yeni davranış şekilleriyle davranışı yeniden düzenleyebilmedir.

Duygu Düzenleme Becerilerini Nasıl Kullanabiliriz?

Duygu düzenleme becerilerinin kullanılması gerektiğini vurgulayan yoğun duygular açığa çıktığında öncelikle bireyler bu duygunun bedende oluşturduğu duyumları fark etmeye çalışabilirler. Bu bedensel belirtileri gözlemlerken hangi duyguları yaşadıklarını anlamaya gayret göstermelidirler. Bu duygunun gelip geçici olduğunu ve bir mesaj vermeye çalıştığını kendilerine hatırlatabilirler. Duygunun verdiği davranışsal komutu fark edip, bunu davranışsal olarak gerçekleştirmeden sadece gözlemleyebilirler. Duygu düzenleme adına yardımcı olabilecek nefes egzersizleri, kas gevşetme egzersizleri gibi sağlıklı yöntemleri kullanabilirler. Sadece duygu, düşünce ve bedene odaklanarak duygunun gelip geçişini izleyebilirler.

Duygu düzenlemede zorluk yaşayan bireyler başlangıçta duyguları yaşama ve izlemeye odaklanmalıdırlar. Bu duyguları gözlemlerken onları nasıl yargılamadan ve oldukları gibi kabul edecekleri hakkında birtakım çalışmalar yapmaları gerekir. Duygu düzenlemede zorluk yaşayan bireyler ilk aşamalarda davranışsal tepkilerini erteleme adına çalışmalar yapmalıdırlar. Çünkü duygular oldukça yoğun olduğunda otomatikleşmiş davranışsal tepkiler de baskın biçimde ortaya çıkarlar. Bu sebeple duygu düzenleme yolculuğunun başlangıcında hemen uygun davranışlara geçilmesi bireylerden beklenmez. Olaylar veya durumlar karşısında oluşan duygular yaşanıp bittiği zaman bireyler ancak bu durumlarla ilgili birtakım olumlu değerlendirmeler yapabilirler.

Olay veya durumlar karşısında yaşanan duygular bittikten sonra bu duyguyu ve verdiği mesajı doğru anlayabilmek adına bireyler kendilerine şu soruları sorabilirler:

➢ Yaşadığım bu olayla ilgili en önemli kısım benim için nedir?
➢ Bu duyguyu böyle yoğun yaşamama neden olan şey tam olarak nedir?
➢ Bu yaşantı benim için ne anlama gelmektedir?
➢ Bu durum karşısında benim beklentim neydi?
➢ Bu durumun benim için bireysel önemi nedir?
➢ Yaşanan bu olay içerisinde benim için kırmızı çizgi boyutunda olan bir sınırım ya da bir kuralım ihlal edildi mi?
➢ Yaşanan durumla ilgili herhangi bir ön yargım mevcut mu?
➢ Bu olayda kendimle veya diğer kişilerle ilgili düşüncelerim nelerdir?
➢ Yaşadığım bu durumun bende hissettirdiği duygular bana geçmişte yaşadığım başka bir durumu veya duygularımı anımsatıyor olabilir mi?

Bu soruları cevaplamak yaşanan duyguların asıl anlamlarının anlaşılmasına yardım edebilir. Asıl anlamı ve kaynağı tespit edilen duyguların düzenlenmesi daha kolaydır. Çünkü duygunun asıl kaynağı ve amacı anlaşıldığında bireyler burada hangi davranışların kendileri için daha sağlıklı ve faydalı olacağına karar verebilirler. Böylece kişiler yoğun duyguların gelip geçişi sonrasında uygun davranışları hayata geçirebilirler. Uygun davranışları hayata geçirebilmek için kullanılan davranış düzenleme teknikleri sürecin daha rahat biçimde ilerlemesini desteklemektedir. Uygun davranışları hayata geçirmek için düzenli ve kararlı biçimde çaba göstermek önemlidir. Çünkü uygun davranışları kalıcılaştırmak adına her bireyin kendine tanıması gereken zamana ihtiyacı vardır. Bu zaman dilimi ise her birey için faklı süreci kapsamaktadır.

Duygu Düzenlemede Zorluk Yaşayan Bireyler Ne Zaman Psikoterapi Desteği Almalıdırlar?

Duygu düzenlemenin aşamaları kişisel olarak uygulanabileceği gibi kişinin duygu düzenleme güçlüklerini doğru biçimde analiz ve tespit etmesi aynı zamanda tespit edilen güçlükleri düzenlemeye dair teknikleri de tek başına devam ettirmesi kolay bir süreç değildir. Bu süreçte bireyin duygu düzenlemesinde yaşadığı güçlükler tarafsız ve profesyonel biçimde gözlemlenerek birey için uygun strateji ve tekniklerin belirlenmesi gerekir. Böylece belirlenen tekniklerin doğru şekilde uygulanması birey için bu süreci daha da kolaylaştırarak bireyin duygu düzenleme becerilerini güçlendirmesinde etkili olur.

Eğer siz de kendinizin veya yakınlarınızın duygu düzenleme becerilerini kullanmada zorluk yaşadığını düşünüyorsanız Mutlu Yaşam kurumumuzdan destek alabilir, duygu düzenleme becerilerinizi güçlendirmeye dair çıkacağınız terapötik yolculuğu uzman klinik psikologlarımızla online terapi ile birlikte güvenle yürütebilirsiniz.

Duygularınızın Sizi Yönetemediği Ama Sizin Duygularınızı Yönetebildiğiniz Mutlu bir Yaşam Dileriz….

Önceki yazımıza https://www.mutluyasam.com.tr/pygmalion-etkisi-hakkinda-bilmeniz-gerekenler/ linkinden ulaşabilirsiniz.